| ||||||||||||||||||
| Anasayfa | İletişim | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | Ana Sayfam Yap | ||||||||||||||||||
Öğretmenlere Performans Uygulaması Geliyor
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu,Zaman Gazetesinden yayınlanan,Nuriye AKMAN ile Yaptığı röportajda Müfredatı degerlendirdi
Sekiz buçuk aylık bakanlığınız döneminde bunlardan hangilerini kırabildiniz? Hangilerinde hala direnç olduğunu görüp üzülüyorsunuz?
Tek tip insan yetiştirme misyonunun değişimi yönünde çok önemli adımlar atıldı. Soran, sorgulayan, düşünebilen, tartışabilen bir nesil yetiştirmenin en önemli anahtarlarından biri de buna uygun bir müfredat oluşturmak. Ki bunu oluşturduk. Gerçekten çok iyi bir müfredatımız var ve sürekli modüler ve kendini yenilemeye de elverişli bir sistem. Müfredatı değiştirmek yeter mi? Maalesef henüz öğretmenlerimizin, yeni müfredata uyumlu bir zihniyet geliştirmediklerini görüyoruz. Onun dışında bazı şeyler de, algıların tamamen değişmesiyle ve bunu aktaracak kitlenin zihinsel değişimi ile mümkün. Doğrusunu isterseniz çok geniş bir kitle var. 16 milyon öğrenci var. Eğitim sistemimizle ilgili toplumsal taleplere dönüp baktığımız zaman, en çok şikayet edilen konulardan biri de sistemde çok sık değişiklik yapılması. Öğrencileri yetiştirmekten daha önemli olan belki de öğreticileri yetiştirmek. Bu konuda bir projeniz var mı? Çok kapsamlı bir çalışmamız var. Öğretmenlerimizin okullarını bitirir bitirmez göreve başladıklarını ve uzun bir süre hiç eğitim almadıklarını görüyoruz. Artı hizmet içi eğitim uygulanıyor. Ama ben bu konuda birkaç araştırma yaptırdım. 300 bin öğretmen eğitildi. Seminerlere katıldılar ama buradan ne aldılar gibi...Çoğunlukla anlatılanlar bürokratik meseleler. Yani nasıl kayıt tutacaksın falan... Biz bundan bahsetmiyoruz. Evet, bu değil. Bu yeni dünyanın dilini okuyabilecek ve buna entegre olabilecek, bunu aktarıp anlatabilecek öğretmenlerin yetiştirilebilmesinin klasik yöntemlerle mümkün olmadığını gördük. Öğretmenler de memnun değiller. Hiçbir şey öğrenemediklerini söylüyorlar. Dolayısıyla hizmet içi eğitim dediğimiz mekanizmayı öğretmenin yaşamının her alanında beslenebileceği bir sisteme dönüştürmek için çalışıyoruz. Yani biz bir kütüphane olmalıyız. Öğretmenler de gelip istediği kitabı istediği zamanda alıp okuyabilmeli. Bir de sürekli olmalı. Bir yıla yayılmalı. Proje net olarak ortaya çıktığı zaman tüm unsurlarıyla ben size yine anlatırım. ÖĞRETMENLERİN PERFORMANSINI ÖLÇECEĞİZ Eğitmenlerin de belirli zamanlarda bir sınava tabi tutulması gerek belki. Bakalım kendilerini ne kadar yenilediler? Bu riski göze alabilir misiniz? Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda aslında öğretmenlerin yeterlilik ve öğretme kabiliyetlerinin test edildiği sistemler var. Bir süre sonra bu da öğretmeni sistemin dışına çıkarıyor. Orada özellikle okulların bütçeleri, öğretmen alımları ve karar verme mekanizmaları bizden biraz daha farklı işliyor. Bu nedenle, öğretmenler de bir şekilde kendilerini sürekli yenilemek mecburiyetindeler. Yoksa iş akitleri fesh edilir. Ama bizdeki sistem, biraz devlet memuriyeti şeklinde ilerliyor. Velev ki sınav yaptık, öğretmenler yetersiz çıktı. Ne yapacağız? Atacaksınız. İşte bu manada riskli dedim zaten. Atmadığınızda bu durumun devamına karar vermiş oluyorsunuz. Bu siyasi cesaret ister. Var mı sizde bu cesaret? Aslında bizdeki gibi devlet memuriyeti sistemi ve garantisiyle çalışan ülkeler de var. Buralara baktığımızda, öğretmenlerin öğretme kabiliyeti, bir şekilde kendi öğrenci kitlesi üzerinden değerlendiriliyor. Buna da performans değerlendirmesi deniyor. Bu iki yöntem seçilebilir. Birincisi sizin dediğiniz gibi başarısız öğretmeni atmak şeklinde olabilir. Bu, yöntem olarak siyasi risk ve cesaretten ziyade, çok hoşuma gitmeyen bir şey. Bir şekilde öğretmen olmuş. Öğretmenler de eğitilebilir, bu manada katkı sağlayabiliriz diye düşünüyorum. Ben yöntem olarak performans ölçümünden yanayım. Öğrencilerin sadece sınav başarılarının değil fen bilimlerinde, uluslararası olimpiyatlarda, liselerdeki başarı performanslarının da öğretmenlerimize olumlu yansıyacağı bir sistem öngörürsek, kendi içlerinde bir yarış başlar. Böyle bir sistem yakında gelecek, bunun hazırlıkları yapılıyor, öğretmenlerin performansları ölçülecek diye bir başlık çıkartabilir miyim bu sözlerden? Evet. Olabilir. Ne zaman başlar peki? Önümüzdeki eğitim öğretim yılından itibaren mi? Önümüzdeki eğitim-öğretim yılına yetişip yetişmeyeceğinden emin değilim. Eğitim alanında çok sık değişim yapma meselesini çözmek gerekiyor. Bunun için birçok uygulamayı önce küçük illerde pilot sistemiyle gerçekleştirmek veya büyük illerde bir örnekleme yapmak ve sonra 1-2 yıl içinde Türkiye genelinde uygulamak lazım. Bu manada, siyasi sonuç almak açısından da bugün attığımız adımların sonuçlarını on yıl, on beş yıl sonra görebiliriz. Dolayısıyla bugün hemen yarın şunu yapacağım demek çok riskli. Bazı uygulamaların Türkiye'de hemen başlatılmasının ciddi sakıncaları yaşandı. DERS KİTAPLARINDA AYRIMCI İFADELER VARSA BİZE BİLDİRİN DEĞİŞTİRELİM Biraz evvel eğitimin müfredatını olgunlaştırdık dediniz. Burada da size çok katılamıyorum. Derslik sayısının artışında gösterdiğiniz başarıyı eğitimin içeriğini düzeltmekte tam olarak gösterebildiniz mi gerçekten? Bütün o sizi üzen, demeçlerinize yansıyan ayrımcı, otoriter yönleri müfredattan ayıklayabildiniz mi? Büyük ölçüde başarıldığını düşünüyorum. İnsan hakları meselesinde veya ayrımcılıkla mücadelede eğer 1940'lı yıllardaki algımız devam ediyor olsaydı, bugün çok mutlu olmazdık. Bu çok gelişen bir alan. Bu tam manasıyla tamamlanmış bir süreç değildir. Bugün bunları aktarmakta güçlük çekiyor olabiliriz ama bu müfredatın uygulandığı zaman birinci sınıfta olan çocuklar, şimdi daha beşinci sınıftalar. Şu anda bunların topluma veya öğrencilere yansımalarını ölçme gücüne sahip değiliz. Peki ezbercilik bitti mi? Daha ne vakte kadar çocuklar papağan olmaya devam edecekler? Şu andaki müfredata göre çok samimi söylüyorum zaten ezberci olmanız mümkün değil. Buna uygun bir değişimin gerçekleştiğini düşünüyorum. Ama bunun anlatılmasında ve aktarılmasında eksiklikler olduğunu kabul ediyorum. Ders kitaplarında hala ayrımcı ifadeler, yanlış bilgiler olabilir. Bunlar bulunup bize aktarıldığı sürece bunları değiştiririz. Daha hızlı değişebilen, kendisini bu çağın gereklerine adapte edebilen bir müfredat var şu anda. Çoğumuz bunun farkında değiliz. Bu çok anlatılamadı. Bir de çok kötü bir fiziki alt yapı ile olağanüstü bir şey yapmanız mümkün değil. Büyük bir derslik açığı vardı Türkiye'de. 70-75 kişinin ders yaptığı sınıflar... Özellikle belli bölgelerde okul yok, ahırdan bozma binalar var. Ama bugün her okula internet erişimi sağlanmış, bilişim teknolojisi kurulmuş durumda. En azından fiziki altyapıyı belli bir noktaya getirmelisiniz. Ben değişimin aynı düzeyde dikkate alınmadığını düşünüyorum. Bu konuyla çok ilgilenilmedi. İlgi de çekmedi. Mesela bugüne kadar bana bunu sizin sorduğunuz kadar çok soran olmadı. Ama hala tarih yalanları var kitaplarımızda. Milli tarih yaratma adına bazı gerçeklerin saklanması, bazılarının abartılması durumu var. Daha ne vakte kadar bu yalanlar söylenmeye devam edilecek? Küçücük bir örnek vereyim size. Belki bunu cumhurbaşkanına yahut başbakana sormalıyım. Ama şimdi karşımda siz varsınız. Cumhurbaşkanlığı forsundaki o devletlerin aslında tamamen uydurulduğu, ne o bayrakların, ne de o devletlerin adlarının gerçek olduğunu dürüst tarihçiler biliyor. Eyvaah! Peki...Başka örnekler vereyim. Kahramanlıklarımızın abartıldığına, yenilgilerimizin, ayıplarımızın saklandığına katılırsınız herhalde. 6-7 Eylül olayları, gayrimüslimlere reva görülen şeyler...Öğrenciler yakın tarihimizi öğrenemeden okullardan ülkelerinin geçmişine bir yabancı olarak çıkıyor. Yalan mı? Aslında özellikle kendi yakın çevremizdeki ülkelere baktığınızda, Suriye örneğini vermiyorum ama birçok ülkede tarihin öğretimde maalesef bu şekilde saptırılarak aktarıldığını görüyoruz. Şu anda bizim tarih kitaplarımızda düşmanlık aşılayan, diğer toplumları veya ırkları küçümseyen, aşağılayan ifadelerin yer almasının özellikle önüne geçildi. Bazı itirazlar ileri sürülebiliyor. Ama benzeri şeylerin Yunanistan gibi, bizim düşmanlık algımızın dışına çıkmış ülkelerin eğitim kitaplarında aynı üslupla anlatılmaya devam ettiğini biliyoruz. Bırakalım başka ülkeleri, biz kendi öğrencilerimize yakın tarihimizi doğru öğretebiliyor muyuz? Ders kitaplarında Avrupa Birliği projesi başlattık. 12 pilot ilde çalışma yürütüyoruz. Bunun çerçevesi genel olarak, demokratik yurttaşlık dediğimiz algının bütün ders kitaplarında doğru anlatılması ve aktarılması. Müfredat halen itirazlara konu olabilecek ve düzeltmelere ihtiyaç duyan bir yapıdaysa düzeltiriz. Mesela bir öğretmen, müfredat programının dışına çıkıp, çocuklar kitapta yazmıyor ama aslında şöyle şöyle oldu dese başına ne hal gelir? Bence bir şey gelmez. Ne gelsin. Bir soruşturma açılmaz mı yani hakkında? Bu müfredatın öğretmenlere sağladığı bir esneklik de var. Artık ezberci bir yaklaşım yerine, soru soran, sorgulayan, düşünen, üreten farklı bir yaklaşım var. Ödevler de artık eskisi gibi kitaptan deftere geçir şeklinde değil. Performans ödevi adı altında farklı kaynaklardan yararlanılarak hazırlanacakları bir sisteme doğru gidiyoruz. Dolayısıyla öğretmen öğrencilerinden konuyu ders kitaplarında anlatıldığı şekilde değil, farklı bir biçimlerde de araştırılmasını isteyebilir. Bakın, benim çocukluğumda okulda içimdeki en büyük çelişki şuydu: Öğretmen bana başka bir tarih anlatırdı, okul dışı çevremde aynı olayların bambaşka anlatıldığına tanık olurdum. 27 Mayıs bayram diye kutlanırdı okulda. Bizim içimiz kan ağlardı. Çocuklar bu çelişkiden kurtuldular mı? Kurtuldular. Çünkü artık o çağ bu çağ değil. Bir kere bilişim teknolojisinin, öğrenme yöntemlerinin geliştiği bir çağda yaşayan, her okulda internet sayesinde her türlü bilgiye ulaşma olanağı olan çocuklarla bizim çocukluğumuz arasında çok ciddi bir fark var. Bugün 11 yaşındaki, bilgisayar kullanabilen bir çocuk, Albert Einstein'in sahip olduğu bilgiye sahip. Bin tane kaynağa girip, bir tane yerden bunu doğrulatabilir, inceleyebilir, araştırabilir. Araştırıyor da... Zaten öyle devam edemez, o yüzdende bu değişti. Hatta daha da değişmek zorunda.
|
Nüfus Çalışanları Bayramda da Çalışacak
Ankara Valiliğinde Bugün, Ankara İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürü ve 25 ilçe Nüfus Müdürünün Yaptığı toplantıda Ankarada 3 merkezde Oluşturulacak seyyar Merkezlerde(konteynırlarda)Bayramda Vatandaşlara kimlik verilmeye devam edilmesi yönünde karar alındı.
Atamalar İptal
BECERİKSİZ MEB YARGI DUVARINA ÇARPMAYA DEVAM EDİYOR: ANADOLU LİSELERİ SINAVINDA 40 PUANA VİZE YOK
Öğretmenlerin atama ve yer değiştirme yönetmeliğinde değişiklik yapıldı
Öğretmenlerin atama ve yer değiştirme yönetmeliğinde değişiklik yapıldı HAVA DURUMUMemurhaberleri.NetHABER ARAÇok Okunan Haberler
Milli Eğitim Bakanlığından KPSS açıklaması
Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen atamalarının iptal edilmeyeceğini açıkladı. Ancak MEB, KPSS'de kopya çekildiği kanıtlandığı takdirde bu kişilerin atamalarının iptal edileceğini ve yeniden öğretmen ataması yapılacağını bildirdi. DÖVİZ KURLARI
Hükümetin memurlara teklifi belli oldu
Hükümet kamu çalışanlarını 2011 yılı için zam teklifi belli oldu. Ocak ayında yüzde 3 ve temmuzda yüzde 3'lük artışın yanısıra 70 tl'da ek ödeme teklif edildi. SON YORUMLANANLAR
Ziraat Bankası KPSS şartını kaldırdı
Ziraat Bankası Genel Müdürü Can Akın Çağlar, personel sınavlarında kamu personeli seçme sınavı (KPSS) şartını kaldırdıklarını, ayrıca bundan sonra sınavların banka şubelerinde yapılacağını söyledi.
|
|||||||||||||||||
|
© 2008 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Destek: memurhaberleri.net@gmail.com Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||||||||||